Hristiyan Ahlakının Temelleri

 Ahlak, insanların toplum içindeki davranışlarını ve birbirleriyle ilişkilerini düzenlemek amacıyla başvurulan kurallar dizgesi, insanların davranışlarını olumlu veya olumsuz biçimde yargılamakta kullanılan ölçütler bütünüdür. Toplum bu ahlaki ölçütleri gelenek, görenek ve töreden, adet ve alışkanlıklardan, ekonomik ve sosyal bağlardan, tarihsel bir süreç içinde edinir. Bu unsurların hepsi din tarafindan etkilenir. Din, ahlaki değerlere çok önemli katkılar sağlar: Örneğin, onları anlamlandırır, temellendirir ve aynı zamanda ebedi yaşam bağlamında güçlendirir.

İnanç Ahlaki Değerleri Anlamlandırır ve Evrensel Boyutta Temellendirir:

Dostoyevski der ki: "Tanrı yoksa, her şey mümkündür." Ahlaki değerlerin kalıcılığını sağlamak, onlara genel geçerlik kazandırmak için Tanrı bir referans noktası oluşturur. Böylece iyi ve kötünün tanımlanması görecelikten kurtulur ve sağlam bir zeminde ilahi yasalarla belirlenir. Bu ahlaki kesinlik vahiy vasıtasıyla sağlanır. Peygamberlerin ağzından ve kaleminden Tanrı, yasalar ve yaşanan somut tarihi olaylarla, insan davranışlarının normunu iletir. Bu ahlaki değerler, inancı kabul edenlerce mutlak bir otorite olarak algılanır. Böyle bir temellendirme bilimle, felsefeyle, akılla, gelenek ve töreyle yapılabilir. Ama asla bir dinin sunduğu kararlığa ve kesinlige erişilemez. 

Hristiyanlıkta Tüm Ahlaki Değerler Sevgiden Türer:

Bu bağlamda On Emir başta olmak üzere Kutsal Kitap'ta verilen pek çok dinsel yasa, insan davranışlarının ahlaki ölçütünü, standardını ve değerini saptamada kullanılabilir. Tüm bu yasaların ortak çıkış noktası Hristiyan geleneğine göre sevgidir. Incil'de, "Tanrı sevgidir" (1. Yuhanna 4:14) diye yazılıdır. Tanrı'nın insanoğluna peygamberler aracılığıyla verdiği tüm yasalar, İsa Mesih'in de onayladığı gibi, iki emirle özetlenebilir: "Tanrin Rab'bi bütün yüreğinle, bütün canınla ve bütün aklınla seveceksin... Komşunu kendin gibi seveceksin. Kutsal Yasa'nın tümü ve peygamberlerin sözleri bu iki buyruğa dayanır" (Matta 22:37-40). Elbette ki "sevgi” sözcüğü burada salt bir duyguyu veya hoşlanmayı değil, tüm insanların iyiliğini gözeten şefkati ve bir iradeyi dile getirir. İsa Mesih insan sevgisinin ölçütünü şu altın kurala bağlamaktadır: "İnsanların size nasıl davranma- larını istiyorsanız, siz de onlara öyle davranın" (Matta 7:12). İnsanlık eğer sadece bu ilkeyi yaşama geçirebilseydi dünya çoktan cennet olmuştu. İnsan bencilliği bu ilkeyi mükemmel bir şekilde uygulamamıza engel olsa bile, dünyada ki amacımız bu ilkeyi yaşamın her alanında gerçekleştirmeye çalışmaktır.  Hristiyan ahlakı İsa Mesih'in Dağdaki Vaaz'ında en güzel ve evrensel ifadesini bulur. Orada tüm sınırların ve düşmanlıkları ortadan kalktığı ideal bir ahlak standardı öngörülür. Kendi dini, milli, ideolojik, ekonomik ve siyasal bencilliğine hapsolmuş insanlık için evrensel ahlakın temelleri atılır. "Komşunu seveceksin, düşmanından nefret edeceksin' den- diğini duydunuz. Ama ben size diyorum ki, düşmanlarınızı sevin, size zulmedenler için dua edin. Öyle ki, göklerdeki Babanız'in oğulları olasınız. Çünkü O, güneşini hem kötülerin hem iyilerin üzerine doğurur; yağmurunu hem doğruların hem eğrilerin üzerine yağdırır" (Matta 5:43-45). Hristiyanlığın insana verdiği değer, onun "Tanrı'nın benzeyişinde ve suretinde" yaratılmış olmasından ve herkeste bulunan "tanrısal nefesin" insanı Tanrı'nın çocuğu yapmasından kaynaklanır. İnsanlar ancak birbirlerini anlamak ve bağışlamak temelinde Tanrı'ya yaklaşıp O'ndan lütuf dileyebilirler. Suç ve günah mutlak değildir. Ancak insan doğasının düşmüşlüğü, günaha ve nefse olan eğilimi yüzünden Hristiyanlık da diğer dinler gibi pek çok savaş, şiddet ve terör olaylarına alet edilmiştir. "Eğer insanlar inandıkları gibi yaşayamazlarsa, yaşadıkları gibi inanırlar" prensibi bize bunun nedenini gayet iyi açıklıyor. Tanrı bu dünyayı savaşalım diye değil, onu paylaşalım diye verdi. Tanrı'nın arzuladığı böyle bir paylaşım için barış elzemdir. İsa Mesih Dağdaki Vaaz'ında yüreği isitan müjdeler sunar manliga: "Ne mutlu yumuşak huylu olanlara! Çünkü onlar yeryüzünü miras alacaklar. Ne mutlu barışı sağlayanlara Çünki onlara Tanrı'nin çocukları denecek" (Matta 5:5, 9). 

Hristiyanlıkta Sevginin Yaşama Geçirilmesi

İnsan sadece ruhsal bir varlık değildir. İnsanların bedensel akli ve maddi ihtiyaçları ruhsal sağlıklarıyla yakından ilgilidir. Maddi olanakların ve gelir dağılımının eşit olmadığı çarpık dünya düzeni, sayısız insanın acı çekmesine ve büyük mutsuzluklara neden olmaktadır. Incil, bizim pasif olarak oturup başkalarına zaran dokunmayan bir yaşam sürdürmemizi değil, bencillik kabuğunu kırıp aktif olarak bu dünyanın güzelleştirilmesinde bir rol üstlenmemizi emreder. Bizim önemsiz sandığımız bireysel katkılarımız, başkalarının da katılımıyla muazzam işlere dönüşebilir. Damlaya damlaya göl olur. Sevgiyle sunulan para zaman ve enerji bir havuzda toplandığında büyük projelerin gerçekleşmesini sağlar. İşte bu sevgi idealini yaşama dönüştürmek isteği pek çok hayır işlerine vesile olmuş ve çeşitli yardım kurumlarının oluşmasını sağlamıştır. Tanrı'nın arzuladığı bir dünyanın kurulması için iman etmenin ve ibadetin yanı sıra, imanlılar aktif bir şekilde hayır işleriyle meşgul olmalıdırlar. Yoksa Incil'in dediği gibi, "iyi işler olmadan iman ölüdür" (Yakup 2:17). Bunun için Hristiyanlar en eski çağlardan beri ibadethanelerin yanı sıra okul, hastane ve aşevleri inşa ederek inançlarını yaşama geçirmeye çabalamışlardır. Her kilisenin kendi semtindeki yoksullara yardım etmeye çalışan aktif bir fakirler kolu vardır. Çeşitli vakıflar yoksul öğrenciler için burslar oluşturarak onların eğitimlerine katkıda bulunur. Kiliselerin alkol, uyuşturucu bağımlısı ve sorunlu insanlara yönelik şifa programları vardır. Kilise evleri pek çok yoksul aileyi barındırmaktadır. Tarih boyunca pek çok manastır, hastane kurarak veya yolcular için konaklama yerleri yaparak hizmet sunmuşlardır. Dünyanın en büyük üniversiteleri, rahiplerin kendilerinde olan bilgileri başkalarıyla paylaşma arzusundan doğmuştur. Hristiyan inancının insan severliğini somutlaştırdığı en tanınmış örgüt kuşkusuz Kızıl Haç teşkilatıdır. Dünyanın neresinde olursa olsun, din, dil, irk ve milliyet ayrımı gözetmeksizin her tür felakette insanların yardımına koşan bu kurum Hristiyan idealini çok iyi yaşama geçirmektedir. Aynı zamanda dünyanın geri kalmış bölgelerinde kıtlık, açlık, sağlık, konut, eğitim ve deprem sorunlarına el atan büyük yardım kuruluşları, imanlıların cömert bağışlarıyla büyük işler başarmaktadır.

Yaşamın Kutsallığı 

Ahlaki bir belirlemeyle bir noktayı açıklığa kavuşturalım. Her devlet yasağı günah olmayabilir ve her günah da devlet tarafından yasaklanmış olmayabilir. Bu durum bizi eğer bir seçim yapma durumunda bırakıyorsa, Hristiyan, Tann'nın Yasası'nı ve vicdanının sesini dinlemelidir. Çünkü ebedi yaşamı için Tanrı'ya hesap verecektir. Fuhuş ve zina yasal olarak serbest olsa da Tanrı'nın Yasası bunları bir suç ve günah sayar. Bunun gibi kürtaj da insan yaşamına, dolayısıyla Yüce Yaratan'a yöneltilmiş en büyük hakarettir. Kutsal Kitabımız Tanrı'nın insana duyduğu büyük sevgisinin ve ilgisinin döllenme  anında başladığını açıkça belirtir. Davut peygamberin Mezmurlar kitabında yer alan duası, bu konuda verilebilecek sayısız örneklerden sadece biridir: 

"İç varlığımı sen yarattın,

Annemin rahminde beni sen ördün. Sana övgüler sunarım, Çünkü müthiş ve harika yaratılmışım.

Ne harika işlerin var!

Bunu çok iyi bilirim.

Gizli yerde yaratıldığımda,

Yerin derinliklerinde örüldüğümde,

Henüz döl yatağındayken gözlerin beni gördü; Bana ayrılan günlerin hiçbiri gelmeden,

Bedenim senden gizli değildi. Hepsi senin kitabında yazılmıştı. Hakkımdaki düşüncelerin ne değerli, ey Tanrım!" (Mezmurlar 139:13-17).

Cenin henüz toplum hayatında yerini almamış da olsa, Tanrı'nın evreninde ve tasarılarında yerini almış, canlı ve otonom bir varlık olarak, annenin varlığından bağımsız bir varoluş sürecine girmiştir. Kaldı ki, insanın kendi öz bedenine karşı yıkıcı edimlerde bulunması bile inancımıza aykırıdır. Tanrı anneyle cenin arasında çok köklü bedensel ve ruhsal bağlar kurmuştur. Hiçbir hamile kadın kendine ve ruhuna zarar vermeden çocuğuna zarar veremez. Her kürtaj, annenin ruhunda da bir şeylerin ölmesi demektir. Tanrı'nın insana henüz daha cenin halindeyken bile verdiği büyük değer ortadayken, bizlerin de doğmamış insan yavrusuna, oluşum sürecindeki evrenin bu en büyük mucizesine ne denli saygıyla ve değer duygusuyla yaklaşmamız gerekmektedir! Hristiyanlık kürtajı büyük günahlar arasında görür ve Tanrı katında cinayet suçuyla eş sayar. "Öldürmeyeceksin" diye emreden On Emrin buyruklarından birinin açıkça çiğnenmesidir. Kutsal Kilise, bazen kürtajı onaylayan devlet yasalarına karşı üyelerini uyarır ve bu suçu işlediklerinde Tanrı'ya karşı sorumlu tutulacaklarını ısrarla hatırlatır ve vurgular. Bu günahı bilerek veya bilmeyerek işleyenlerin affi ancak özel bir tövbe ve arınma sürecinden sonra mümkündür. Kürtaj asla ve asla bir doğum kontrol yolu ve metodu olmamalıdır. Kürtajın bir seçenek olarak değerlendirilebileceği tek durum, annenin yaşamının ciddi bir tehlike altında olduğu koşuldur. Ama modern tip sayesinde bu gibi koşullar yok denecek kadar azalmıştır. Tecavüz veya ensest ilişki sonucu gelişen istenmeyen hamileliklerde, mağdurlar çok ciddi ruhsal ve psikolojik yardım almalı ve desteklenmelidirler. Bu istenmeyen çocuklar, evlat edinmek isteyen sayısız ailenin yaşamına mutluluk katabilirler. Her yıl milyonlarca insanın henüz daha anne karnında kürtajla katledilerek yaşam hakkından mahrum edilmesi, biz Hristiyanları düşünmeye, duaya ve karşı eyleme yöneltmelidir. Özetle, insan aklı ve tıbbi teknolojiler her tür insan yaşamını korumak, geliştirmek ve zenginleştirmek için kullanılmalıdir. Etik değerlere kayıtsız ve "vicdan"sız bilgi, bizim en büyük insanlık sorunumuzdur. Teknolojik, endüstriyel ve dijital gelişmeler, çetin ve karmaşık ahlaki problemler doğurmakta ve sayısız çevre sorunlarına yol açmaktadır. Genetik mühendisliğin yaşam malzemesiyle dilediği gibi hiçbir sınır tanımadan pervasızca uğraşmasını tehlikeli ve saygısızca buluyor, bunun yanı sıra insan klonlama girişimlerini kınıyor ve kaygıyla karşılıyoruz. Şeytan'ın Adem ve Havva'yı kandırdığı, yasak meyveyi yiyerek "Tanrı gibi olacakları" yalanı, maalesef modern dünyanın da en büyük denenmesi olmaya devam ediyor.

Okuduğunuz için teşekkürler ve esenlikler diliyorum. 

İnstagram hesabımız " @mesihyolcusu._"

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Nasıl Hristiyan Olunur?

Tevrat ve İncil’in Değişmezliği

LENT ORUCU: TARİHÇESİ, ANLAMI VE GÜNÜMÜZDEKİ YERİ